10 Gündür iPhone X Kullanıyorum

10 Gündür iPhone X Kullanıyorum


İkinci videomuz 1MM Zone YouTube kanalında yayında! 

Yaklaşık iki ay önce Türkiye’de satışı başlayan Apple’ın 10. yılına özel çıkardığı iPhone X model telefon hakkındaki deneyimlerimizi sizlerle paylaşmak istedik. 

Çağdaş Akkoç’un da konuk olduğu eğlenceli inceleme videomuzu izlemek için tıklayın.

1MM’nin YouTube kanalına abone olmak ve
videoyu izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

İlk kez mıncıklamaya başladığımızdan bu yana tam 10 yılı geride bırakan iPhone, 2017 Kasım ayında 10. yılına özel iPhone X modelini çıkardı.

Apple’ın yeni CEO’su Tim Cook abimizin açık ve net bir şekilde belirtmesine rağmen modelin ismi üstüne süregelen tartışmalar, iPhone 11 modeli çıkana kadar devam edecek gibi görünüyor.

Ben şahsen telefona iPhone X demeyi tercih ediyor olsam bile bu tamamen benim X-Men hayranlığımla alakalı bir durum; yoksa iPhone 11 çıktığında ona iPhone Xi diyecek halimiz yok elbette.

Bu yeni modeli önceki modellerin yarısını arzuladığım kadar arzulamamış olsam da önceki modellerin yarısından azını, hak ettiğinin yarısı kadar sevebilmiştim zaten.

iOS işletim sisteminin şanlı tarihindeki 10 yıl boyunca sadece bir kez Android işletim sistemine geçiş yapmaya kalkışmış ve 2 ay süresince Samsung Note2 kullanmaya çalışarak kendimi yıpratmıştım. Bu konuyu videonun ilerleyen bölümünde yeniden gömüyor olacağız.

İlk çıktığı günden bu yana iPhone kullanan biri olarak bu telefona; abim 20 yıldır T***’de çalışıyor olmasına rağmen daha yeni sahip olabildim.

Bu vesileyle; bugüne kadar, bi’ kerecik olsun, bi’ tanecik kardeşine, bir kap yeni iPhone getirmeyen sevgili abimi de şuracığa gömelim.

Bu talihsiz tutumundan ötürü bugün rakip operatör V*** şirketinde çalışan sevgili beyaz yakalı arkadaşım Çağdaş Akkoç’u programıma konuk olarak davet etmeye karar verdim.

CAN: Merhaba Çağdaş, programımıza hoş geldin. Bir beyaz yakalı olarak yıllık çalışma takvimindeki 15 günlük mesaini bu telefona sahip olabilmek için harcadın. Bu konu hakkında bize ne söylemek istiyorsun?

ÇAĞDAŞ: Can Bey, 15 günü boşverin de şu ortama bakın lütfen. Daha birkaç öncesine kadar böyle bir iletişim yolu aklımıza bile gelmezdi.

C: Yalnız senin kafa çok iyiymiş. Ben bunu hemen şu anda denemek istiyorum ve senin yanına geliyorum. Bekle bi’ saniye. Hoppaaaa!  AAAAA ortama baaaaak. Oğlum burası Matrix gibiymiş laaan. Logoyu gördün müüüü? Logo mükemmel gözükmüyor mu?

Ç: Can Bey, logo iyi güzel ama kanalı daha 50 kişi bile takip etmiyor, onu napıcaz?

C: O konuyla da ilgili planlarımız mevcut. Pek yakında animoji makyaj videolarımızı devreye sokuyoruz; o noktadan sonra koparız zaten. Neyse, şimdi konuyu çok dağıtmadan stüdyomuza geçelim istersen.

Ç: Tamaaam hay hay

 

C: Sevgili beyaz yakalı arkadaşım Çağdaş, ne gerek vardı da iPhone X aldın?

Ç: Çünkü ben almasaydım önce sen alacaktın abi.

C: Bravo Çağdaş Bey çok öngörülü bir insansınız gerçekten.

Ç: Şaka bi’ yana, yeni çıkmış bir iPhone’u satın almak için bir sebebe gerek yok bence.
 Genel bir hastalık çünkü bu. Yeni bir iPhone çıkar ve gider onu alırsın.

C: Şimdi, Çağdaş’ın az evvel sarfetmiş olduğu bu cümle içerisinde geçen emperyalizm, kapitalim ve beyaz yakalı konularını ayrıştırmak için…

Ç: Bi’ dakika bi’ dakika, şuraya bir gömü ışığını alayım lütfen. Yandı mı şu an? Yandı bence. Can Bey, ben bu telefonu satın aldıktan iki gün sonra siz koşa koşa Apple Store’a gidip bu telefonun 256GB’lığını aldınız mı almadınız mı?

C: Aldım ama neden aldım bi sor? Şimdi sen bunu alıp geldin ya, ben bundaki butonsuz olma durumu, face ID, OLED ekran, daha yüksek çözünürlük olaylarını falan görünce bi’ etkilendim ve ben de yıllık gelirimin belirli bir bölümünü Apple Store’a bağışlamak suretiyle iPhone X sahibi oldum. Peki gelelim cihaza; bu konuda ne düşünüyorsun Çağdaş, sence nasıl oldu bu yeni iPhone?

Ç: Abi düşüyor. Telefon genel olarak düşmeye programlanmış, elden düşüyor, koltuktan düşüyor, sehpadan düşüyor. Düşüyor yani.

C: Bu durum senin bu telefonu biraz özensiz kullanıyor olmanla alakalı olabilir mi?

Ç: Yok abi, bu durum telefonun komple camdan yapılmış olmasıyla alakalı.

C: Ya bırak şimdi bunları, bizde de aynı telefon var, biz niye düşürmüyoruz?

Ç: Çünkü sen kılıf kullanıyorsun.

C: Evet kılıf kullanıyorum çünkü kullanmazsam telefon masada tıkırdıyor. Ama telefonu düşürmüyor olmamın cam yüzeyle veya kılıfla alakası yok. Ben bu alete saygı duyuyorum arkadaşım.

Ç: E tamam işte ben de tasarımını o kadar beğeniyorum ki böyle bir güzelliğe kılıf takmaya gönlüm elvermiyor.
Ama çok doğru bir şey söyledin; o kamera çıkıntısı nedir ya? Tıkırdatmayı bırak, adamlar elma soydu ya telefonun çıkıntısıyla.

C: Tek çıkıntı o olsa iyi, bunun bir de yukarısında bir çıkıntı var biliyorsun…

Ç: O alınlık ne ya?

C: Abi ben o alınlığı aslında biraz seviyorum, telefona karakter katıyor. Bi’ de ona tersten baktığınızda Robocop’un çenesiymiş gibi geliyor, o da çok hoşuma gidiyor. 

Ç: Ben çok hoşlanmadım ama çok fonksiyonel aynı zamanda.

C: İçinde bir sürü sensör var, kamera var. Hatta iki kamera, iki sensör, iki bilmemne falan yani. O true depth teknolojisinin çalışabilmesi için gereken bir sürü ekipmanı barındırıyor orası. Bence hoşluk da katıyor. O yüzden alınlığı ben seviyorum şahsen.

Ç: Bu true depth aynı zamanda face ID’yi destekliyor. Bu şekilde dokunmadan telefonun kilidini açabiliyoruz. Ayrıca animojilere -videonun başında gördüğünüz animojilere- hayat verebiliyoruz.

C: Bir de machine learning denen bir hadise var, o da çok yeni bir mevzu. Bu özellik sayesinde telefonumuz yüzümüzdeki değişimleri her gün takip ederek sakal bıraksak da yeni bir gözlük taksak da bizi her biçimde tanıyabilecek şekilde ayarlıyor kendisini. Hazır bu konuya da değinmişken face ID’yi gömmeden geçemeyeceğim. Arkadaşlar, face ID ne yazık ki polarize camlara sahip güneş gözlükleriyle çalışmıyor. Ben mesela, wayfarer seven bir insanım. Sabah, öğle, akşam çekinmeden wayfarer takarım. Fakat bu telefonu aldığımdan beri wayfarer kullanamaz oldum. Çünkü ne zaman bu gözlükleri takıp dışarıya çıkacak olsam telefonu açmak için gözlüğümü kaldırıp yüzümü göstermem gerekiyor.

Ç: Hazır gömü butonu yanıyorken ben de bir konu eklemek istiyorum. Eskiden, touch ID varken, araba kullanıyorken veya yatakta telefonu açmak için elimizi uzatıp alıyorduk ve bitiyordu. Şimdi o telefona uzan, onu getir, suratına çevir…

C: Bir de yastık varsa böyle seni tanımıyor, kaldırman gerekiyor kafayı.

Ç: Çok büyük sıkıntı. Hele ki navigasyonda… Bunlar hep sıkıntı.

C: Touch ID’nin hayatımızdan çıkması gibi home button da gitti. 

Ç: Home button gitti, yerine home indicator geldi. Böyle altta çubuk gibi bir şey var. 

C: Çeşitli gesture’lar yapmamıza imkan veren bir şey var artık orada.

Ç: Tamam, doğru. Bu home indicator sayesinde telefonda yer alan farklı fonksiyonlara erişebiliyoruz.

C: Butonun yokluğunu herhalde bir-iki saat içerisinde unuttum Hemen alışıverdim.

Ç: Benzer şekilde ben de sanki senelerdir kullanıyormuşum gibi hiçbir alışma problemi yaşamadım. Bir de home indicator’le kart şeklinde gözüken uygulamalar arasında gezinebiliyor olmam çok güzel. Multitasking’i inanılmaz hızlandırıyor.

C: Bu sırada telefonun boyutu da oldukça tartışma konusu olmuş durumda. Eski Plus kullanıcıları, bu telefonun nispeten daha küçük olduğunu düşünüyorlar. Halbuki ben de eski bir Plus kullanıcısıyım. Bana hiç küçük gelmiyor. Çünkü ikisinin de ekran boyu aynı. Evet, inanmazsınız; Plus ve X telefonlarının ekran boyutları aynı. He bir de internette sürekli iPhone X ile Samsung Note8 ile karşılaştırmasına denk geliyoruz. Acaba bu konuda ne düşünüyorsun? 

Ç: Benim sıtkım sıyrıldı bu konuda. Her seferinde, her yeni iPhone çıktığında güncel bir Android cihaz ile karşılaştırmalar… Bunlara gerek yok.

C: Elmayla armudu karşılaştırıyoruz aslında.

  

– Android işte yani. Ben gittim aldım abi. İyisinden de gittim aldım. Şimdi markasını söylemiyorum. Tasarımı da çok güzeldi, hatta tasarımını beğenerek aldım. 3 ay kullanabildim. 3 ay dayanabildim ben bu cihaza. Sonra benim yaşadıklarımı başkası yaşamasın diye telefonu gittim çöpe attım.

C: N’aptın?

Ç: Çöpe attım.

C: Gerçekten mi?

Ç: Evet. 3 aylık telefonu çöpe attım abi.

C: Bravo. Çok benzer bir hikaye de bende var. 10 senelik iOS maceramın arasında bir kaçamak yaptım. Çok merak ettim, etrafta da görüyorum böyle Samsung telefonları. Note2 yeni çıkmış kocaman, bi’ deneyeyim dedim. Gittim aldım. Bu telefonla ilişkimiz başta, her ilişkide olduğu gibi, tatlı ve romantikti. Sonra birden iş eziyete dönmeye başladı. 2 ay boyunca beni rendeleyen bir ilişki yaşadım o telefonla. Bunun sonucunda da Dropbox hesabım patlatıldı. Yıllarca biriktirdiğim fotoğraflarımdan oldum ve yani bu Android telefonu ben de çöpe atsam yeriydi ama ben senin kadar acımasız davranamadım… ve gittim onu… sattım!

Ç: N’aptın?

C: Sattım. 

Ç: Sattın.

C: Sattım abi. Neyse parası verdiler. Mal gibi sattım. Değersiz bir paçavra gibi… Evet, yüzeysel olarak bahsettiğimiz Android’i de hemen suracığa, abimin yanına da gömdüğümüze göre programın da yavaş yavaş sonuna geliyoruz demektir. Ben Can Erdinç.

Ç: Ben Çağdaş Akkoç. iPhone kullanmakta olduğumuz yaklaşık 10 günlük süre boyunca yaşadıklarımızı, teknik detaylara takılmadan sizlere aktarmaya çalıştık.

C: 1MM Tasarım Ofisi’nin katkılarıyla hazırlanan bu videoyu beğendiyseniz like butonuna tıklayarak, yorum bırakarak ya da sayfamıza abone olarak bizlere destek olabilirsiniz. Yakında, 1MM Zone’da, yeni bir programda görüşmek dileğiyle. Hoşça kalın!

Ç: Hoşça kalın!

Videoyu izlemek ve YouTube kanalımıza 
abone olmak için tıklayın. 

0
like
0
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry

+ Henüz yorum yapılmamış

Yorum yap