Avengers:  Age of Ultron

Avengers: Age of Ultron


Joss Whedon çıldırmış olmalı. Akıllara zarar bir bakış açısıyla 5 ayrı filmin baş karakterlerini bir araya getirmek, onlara yeterince yapacak şey bulmak, karakterlerin hikayelerini geliştirip mizah ve aksiyonu dengede tutmak ve Marvel’ın sinema evreniyle uyumlu eğlenceli bir film çekebilmek kolay iş değil. 2012’de izlediğimiz ilk Avengers filminin bu parametreler doğrultusunda başarılı olması gerekiyordu ve o kadar başarılı bir yapım oldu ki, bu başarı serinin devamı için Whedon’ı daha da zorlu bir sürece soktu.

Bu zamana kadar yapılmış en büyük ve de en popüler filmlerden birini nasıl geçebilirsiniz? Bunu yapacak kişi yine Whedon’ın kendisi olmalıydı. Bu süreçte de hem hikaye anlatımı hem de yönetimi açısından birçok engelle başa çıkmak zorunda kaldı usta yönetmen. Bütün karakterlere eşit dağıtılan bir hikayeyi tekrardan anlatırken karakterlerin arasına yeni katılan 4 baş karakterin yanında, ağırlık sahibi diğer yenilere de yer vererek hem eğlenceli hem de heyecan verici bir filmi nasıl çekebilirsiniz ki? Evet, Joss Whedon bunu yine başarmış durumda! Age of Ultron, bütün beklentilerimizi biraz daha farklı, yetişkin bir dille karşılıyor. Whedon’ın kendisi de bir süper düşman mı acaba?

Serinin ikinci filmini ele alalım: “Guardians of the Galaxy (2014)”, eğlenceli bir uzay macerası ve Marvel Sinematik Evreni’nin bugüne kadar anlatılan hikayelerinden tamamen ayrıyken; “Avengers: Age of Ultron” ise, “Captain America: Winter Soldier” filmini takip etmek durumunda. Winter Soldier sonrasında dünyada ortam güllük gülistanlık değil. Bu yüzden Age of Ultron, ilk film gibi kaygısız ya da görünürde pozitif bir yapım olamıyor; çünkü dünyada artık kıyamet, ciddileşen büyük tehditler ve yetersizliğin korkusu kol gezmekte. Evet bunlar bayağı ağır şeyler; fakat aslen Avengers’ın çizgi romanları için olağan hal ve durumlar. Aslında ilk filmde de bu tarz konulara ucundan değinilmişti hatırlarsanız, hani New York istilası gibi :). Ayrıca bu filmde öne çıkan olgulardan biri de, karakterlerin içindeki şeytanları, karanlık tarafları ve buna bağlı olarak kahramanlar aralarındaki ilişkilerin ne kadar çetrefilli ve karmaşık bir hale gelebileceğini görebilmemiz. Siz de bilirsiniz ki bu, Joss için üstesinden gelmesi kolay bir durum. Marvel’ın her zaman yaptığını, yani süper kahramanları sıradan insanlar gibi yansıtabildiğini, bu yapımda da görebiliyoruz.

Hikaye, Avengers’ın geçmiş yıllarda birlikte yaptıklarının bir özetiyle başlıyor. Bütün ekip topluca Baron Strucker ile Loki’nin asasını geri alabilmek için mücadele ediyorlar. Hydra bu asayı hakim olabileceği yeni bir dünya yaratmak için kullanıyordu. Strucker’ın iki mutantı; Wanda ve Pietro Maximoff (Elizabeth Olsen and Aaron Taylor-Johnson) da onlara karşı geliyor. Fox Pictures, X-MEN karakterlerinin haklarını elinde tuttuğundan ötürü aslen Magneto’nun ikiz çocukları olan Quicksilver ve Scarlett Witch’e bu filmde -aksi yasa dışı olacağı için- “gelişmiş” diyorlar. Maria Hill tarafından “hızlı erkek” ve “tuhaf kız” olarak tanımlanmışlar. Kızın tuhaflığı, enerji patlaması yaratabiliyor ve güç sahası oluşturabiliyorken bir de bu tuhaflığın kızın karşısındakinin zihnini manipüle edebiliyor olması… Korkutucu değil mi?

Tony Stark’ın (Robert Downey Jr.) korkusu kahramanlarımız için büyük bir sorun yaratıyor. Çünkü Iron Legion drone’ları yüzünden arkadaşlarını kaybettiği bir geleceğin tehdidi altında hissediyor kendini. JARVIS’e dayanılarak geliştirilen yapay zeka “Ultron” projesi, Bruce Banner’ın (Mark Ruffalo) gönülsüz desteğiyle hız kazanıyor. Loki’nin asası kullanılarak hem de… Kısa sürede duygusuz, mantıklı, Tony Stark’ın karakterine ve kibrine sahip bir makine ortaya çıkıyor: Ultron (James Spader). Ultron aslında Tony’nin istediği barışı istiyor. Ancak bunun, insanlığın dünya üzerinden silinmesi ve tekrardan kurulması şartıyla gerçekleşebileceğini düşünüyor. Normal olarak, bu hiç de hoş bir durum değil.

Filmdeki şaşırtıcı aksiyon sahnelerine rağmen -nasıl olduysa- sayısız süper insanın parlamasına, kendilerini ve güçlerini göstermesine şans verilmiş, hem de 3D olarak. Eğer nasıl göründüğünü merak ediyorsanız görüntüler gerçekten çok başarılı.(yan etki olarak mide bulantısını unutmayın tabii.) En çok etkilendiğimiz nokta, her karakterin hikayesinde yer verilen değişimler. Tony, insanların hayatını kurtaramadığı için öz güven sorunu yaşıyor. Thor’un (Chris Hemsworth) Asgard ile ilgili sıkıntıları var, büyük felaket hep orada olacakmış gibi korkuyor. Kendisi için normal bir hayatın imkansız olduğunu bilen Captain America (Chris Evans) takımı bir arada tutmaya çalışıyor. Natasha (Scarlett Johansson) ve Banner (Mark Ruffalo) romantikliğin doruğunda çünkü ikisi de yalnız; kendilerini hiçbir zaman güvende hissedemeyeceklerini ve normal insanlar arasında asla rahat olmayacaklarını düşünüyorlar. Süper kahramanların muhteşem aşk hikayelerinin teması…. Olacak iş mi şimdi bu? Fakat bizce kesinlikle ikili arasındaki kimya oturmuş ve hikayeye de güzel oturmuş. Captain America belki de en az bireysel gelişim gösteren karakter bu filmde; ama son dönemde çıkan en iyi Marvel filmi de ona ait. Bu yüzden izleyici zaten onu biliyor ve seviyor. Captain America, ilgi odağı olmasa da inandırıcı ve kişisel bir hikayeye sahip durumda. Winter Soldier’ı da kaçırmadıysanız kesin izleyin deriz.

Hawkeye (Jeremy Renner) kesinlikle filmin odak noktası. İlk Avengers’ın büyük bir bölümünde aklı pek başında değildi -Loki sağ olsun- ama bu filmde dizginleri eline alıyor. Ekip için güçlü ve birleştirici bir etkiye sahip ve takımın aktif üyelerinden biri olarak takım arkadaşlarıyla motivasyon konuşmaları yapmak zorunda kalıyor. O da aslında neden böyle bir konumda olduğunu pek bilmiyor. Whedon bazı akıllıca numaralar yaparak Hawkeye’ın neden bu kadar önemli olduğunu ve onun neler kaybedeceğini ustaca gösteriyor. Onu Brooklyn’li Steven Rogers’tan bile daha gerçekçi bir insan olarak sergiliyor.

Ultron, kesinlikle Marvel filmlerinin en akılda kalıcı kötü karakterlerinden biri. James Spader tarafından hoşça seslendirilmiş ve hareket yakalama giysisi ile vücut bulmuş.  Stark’ın kontrolünden kurtulduğunda “Üzerimde hiç ip yok.” diye mırıldanacak kadar keyifli ve gerçekçi bir karakter. Ultron kesinlikle hafızalarda yer edecek bir baş düşman olarak beyazperde de ve Marvel Sinema Evreni’nde şimdiden unutulmazlar arasına girmiş durumda bizce.

Gruba yeni katılanlardan henüz bahsetmedik: Paul Bettany’nin Vision’ı. Spoiler vermemek adına Vision hakkında pek bir şey anlatmak istemiyoruz aslında; ama Vision’ın filme çok şey kattığı bir gerçek. Çoğu sahnede rol çaldığını ve Paul Bettany’nin harika bir iş çıkardığını da belirtelim. Ultron’a karşı önemli bir tehdit oluşturmasına rağmen insanlığı yeryüzünden kazımak yerine insanlığa olan inancı ve hayranlığı sayesinde kahramanlarımızın arasında yer alıyor. Thor’la aralarında öyle ekol bir bağ var ki görmeniz lazım. Açıkçası hiçbir fragmanda gösterilmeyen Vision için bile bu filme gidilir diyoruz.

“Avengers: Age of Ultron” büyük, uzun ve söyleyecek çok sözü olan bir film. Baktığımızda ilki kadar etkileyici ve coşkulu değil; fakat istenen de bu değildi zaten. Whedon’ın senaryo becerisi sayesinde bütün karaterlerin ayrı ve ortak hikayeleri gayet tatmin edici… Film, izleyicilerin aksiyona dair beklentilerini karşılamış durumda. The Avengers’tan daha iyi bir film olduğunu söyleyemeyiz; fakat hedefleri daha yüksek ve bu hedeflere ulaşacağını düşünüyoruz. Eğer bu gerçekten Joss Whedon’ın son Marvel filmiyse kesinlikle iz bırakacak şekilde seriye veda ediyor.

4
like
0
love
0
haha
1
wow
5
sad
0
angry