Doksanlar dosyası: Phantasmagoria 2

Doksanlar dosyası: Phantasmagoria 2


 

fantazmagorya; art arda sıralanan (genellikle görsel) hayali unsurlar; hayal gücü gösterisi.

– tsan chan(ekşi sözlük yazarı)

 

Günümüzde bilgisayar oyunları, bir sinema filmi kalitesi ve bütçesiyle karşımıza çıkabiliyor ve bilgisayar oyunları sektörü, çağımızın en büyük endüstrilerinden biri durumunda. Gelecekte sinemanın da yerini alacak olan bir sanat dalının gelişiminin son evrelerini gördüğümüzü düşünebiliriz. Akıllı telefonların yaygın kullanımıyla birlikte mobil uygulamalarda da hayat bulan oyunlar, her boyutta ekranda var oldukça zamanımızı daha da çok çalmaya devam edecek gibi.

 

90’lı yılların başında ise durum pek böyle değildi. Bilgisayarla ilgileniyor olmak, o zamanlar için hem büyük bir nimetti hem de sizi sosyal çevrenizden koparırdı. Dış dünyadan soyutladığı için de genel olarak asosyalleştiren bir uğraştı. Günümüzde bütün insanlığı genetik olarak boyun fıtığı edecek el kadar telefonlara bakarak geçirdiğimiz zamanı düşündüğümüzde bilgisayarların asosyalleştirme etkisi kulağa oldukça saçma geliyor değil mi?

 

Bimilim bu yazıda sizi o zamanlara, doksanların ortasına götürüyor. 1996, bazılarınız için çocukluğunuzu yaşadığınız yıllara ait önemsiz bir sene, bazılarınız içinse daha dünyada olmadığınız yıllara ait bir zaman dilimi. Ya da çoktan unuttuğunuz gençliğinizden bir parça. Sierra Entertainment içinse, Phantasmagoria korku oyunları serisinin sonu demekti.

O yılları bilgisayar başında geçirenler iyi bilirler ki 486DX’ler zamanla yerini Pentium işlemcili bilgisayarlara bırakmış, masaüstü bilgisayarlar CD-Rom’lara kavuşmuştu. Artık kimsenin DVD bile kullanmadığı, her türlü verinin bulut sistemleri ya da yüksek hacimli küçük kartlara taşındığı bu günlerde, topu topu 700 megabyte kapasiteye sahip CD’ler çoktan tarihe karıştı. Fakat doksanların ortasında disketlerin yerini alan CD oyunları, “teenage” olan bizler için çok değerliydi.

 

Sierra, 80’li yılların ortasından 90’ların sonuna kadar macera oyunlarında zirveye oynayan yayıncı ve geliştirici bir firmaydı. Kings Quest, Space Quest, Leisure Suit Larry serileriyle bilgisayarlarımıza ve kalplerimize girmiş olan firma; sadece ekrandaki metinlere tıklayarak hikayenin içinde ilerlediğimiz bu oyun türü -ki buna “text-adventure” diyoruz- sinemasal deneyimler yaşamamıza da ön ayak oluyordu. Korku janrının seyirciler üstündeki etkisini bilen bu Kaliforniyalı rüya tacirleri, korku ile macerayı birleştirmeyi de ihmal etmediler.

Ve 1995’te ilk Phantasmagoria yayımlandığında yer yerinden oynadı. Tam 9 CD’den oluşan ve sinema filminden görüntülere sahip bu oyun; fare ile ekrandaki hiper realistik objelere tıklayarak ilerlediğiniz ve sizi bir korku filminin başrolü yapan unutulmaz bir deneyimdi. Aynı yıl çıkan “11th Hour” adlı oyunla birlikte sinematik korku-macera türü ortaya çıktı ve bilgisayar dünyası yeni bir kavramla tanıştı.

 

Sierra, genç dimağlardan hüplettiği dolarlarla yetinmemiş olacak ki bir sene sonra Phantasmagoria’nın yeni oyunu olan “A Puzzle of Flesh”i yayımladı. O yıllarda, teknoloji konusunda Amerika’yı takip eden Kanada gibi takılmamız ve ülkemize CD-Rom’ların biraz geç gelmesi sonucu, şu an 30’lu yaşlarında olan kuşak, bu yeni türe ikinci oyunla dalmıştır. Oyun, her ne kadar berbat satış rakamlarıyla kendi serisinin ve belki de sinematik korku-macera türünün sonunu getirmiş olsa da o zamanlar bilgisayarını yeni toplamış (bkz: bilgisayar toplamak) yüzü sivilceli bir kısım genci, ekran başına kilitlemeyi başarmıştı.

Peki A Puzzle of Flesh’i bu kadar özel kılan neydi? İlk olarak, o zamana kadar hiç bilmediğimiz ve görmediğimiz kadar dehşet verici bir oyun bu. Cinayetler olabilecek en vahşi şekilde vuku buluyor ve bunları film izler gibi izliyor/oynuyor/yönetiyoruz. O yıllar için olacak iş değil! Hadi diyelim bunlar tamam, üstüne bir de pornografik ögeler ekleniyor. Hem de basit ve ulaşılabilir Vivid görselliği değil, Grinin Elli Tonu’nda hafiften parmağımıza çalınan BDSM’nin hası burada! O yıllarda oyunun, Avrupa’nın birçok ülkesinde yasaklandığına şaşırmamak gerek.

 

Bir ilaç firmasında sabah 9’dan akşam 5’e kadar çalışan Curtis’in bir gün pek de sevmediği iş arkadaşı öldürülür ve olaylar gelişmeye başlar. Çevresindeki insanlar sırasıyla ölmekte, Curtis de inceden kafayı sıyırmaktadır. Curtis, cehennemden gelen bir e-mail aracılığıyla cinayetleri kendisinin işlediğine yavaştan inanmaya başlar -ki D@bbe’nin de bu sahneden esinlendiğini düşünüyoruz. Ama Curtis, sağlıklı bir erkek olarak karşı cinse dair vazifelerini de yerine getirmeye devam eder.

Curtis’e, bulmacaları ve sırları çözmesinde yardımcı olurken kimi zaman geceleri ışıkları kapatmaya tırsıyor, kimi zaman da oynayan sinematik videoyu tekrar tekrar izleme isteğiyle yanıp tutuşuyorduk. Oyunda olup bitenlere hakim olmaya yarayan diyalogları, altyazısız ve ortaokul seviyesindeki İngilizce’yle anlamaya çalışan birçok genci ne yazık ki beyin erimesi sonucu kaybettik.

 

Bilgisayarınıza kurulum sırasında size +18 içeriği gösterip göstermeme seçeneği sunan, evebeyn şifresi ile açılan bu oyunun, ergenlik çağındaki gençlerin zihinlerinde kalıcı yaralar bırakması çok normal. Kahramanımız(!) Curtis’in başından geçen olayların içinde “klikleyerek” ilerlemek, günümüzde gülünç bulunan basit ve sıradan bir oyun şekliydi. Ancak oldukça gerilim içeren atmosferi, korku ve bilim kurgu edebiyatından esinlenmiş senaryosu ve içerdiği bolca acayiplikle A Puzzle of Flesh’in, günümüzde ayrı bir yeri vardır. Oyun, aynı zamanda bir bilgisayar oyunu ile sanat eseri arasında kalan “thrashy” bir yapıttır.

Bu, “farklı” ve “eşsiz” klasiğe türlü yollar ve araçlarla ulaşmanız hala olası. Günümüzde demode olsa da eski dost Sierra’yı anmak ve geçmişe bir göz atmak için A Puzzle of Flesh’i denemekte fayda var. Belki o günün çocukları ve bu günün çalışanları olarak her akşam işten dönünce açtığımız “curved television”ların yansıttığı fantazmagoryalardan da gına gelmiştir, kim bilir?

0
like
1
love
0
haha
0
wow
1
sad
0
angry