Star Wars The Last Jedi Film İncelemesi

Star Wars The Last Jedi Film İncelemesi


Geçtiğimiz hafta vizyona giren Star Wars The Last Jedi filmini kendimiz için izledik ve sizin için de bir inceleme videosu hazırladık. 

Film hakkında eğlenceli detaylar içeren inceleme videomuzu buraya tıklayarak izleyebilirsiniz. 

1MM’nin YouTube kanalını
takip etmek için
buraya tıklayabilirsiniz. 

İlk kez sinema perdesinde göründüğünden bu yana tam 40 yılı geride bırakan Star Wars, serinin 8. bölümü The Last Jedi filmiyle bir kez daha izleyicilerle buluştu. 

4 milyar dolar karşılığında Walt Disney şirketine satılan Lucasfilm, hayranları arasında derin endişeler uyandırmış ve sansasyonel bir anlaşmaya imza atmıştı.  

2012 yılında gerçekleşen bu evliliğin ilk meyvesi olan The Force Awakens filmi, 3 yıl süren bir bekleyişin ardından karşımıza çıkarak endişelerimize yepyeni soru işaretleri eklemişti. 

35 yıllık seriyi çocuk filmleriyle ünlenen bir şikete emanet ettiği için George Lucas bugün bile hala ağır eleştirilere maruz kalmakta.  

Walt Disney yapımı olan 3. film The Last Jedi, Rian Johnson imzası taşıyor.  

8 küsurluk IMDB puanıyla çıkış yapan Star Wars The Last Jedi filminin puanı, gün itibariyle 7.8’e gerilemiş durumda.

7 yaş ve üzerine hitap eden şakalarıyla tam bir Disney yapımı olan bu filme şimdiye kadar yapılan en şakacı Star Wars filmi dersek yanılmış olmayız herhalde. 

Hazır gömü çalışmalarına da başlamışken yazımızda bu noktadan itibaren spoiler sayılabilecek bazı bilgilerin yer aldığını özellikle belirtmek gerekir.

Bu değerli bilgileri olabildiğince faydalı hale getirerek aktaracağımdan emin olabilirsiniz. 
Unutmayın; yerinde ve kararında spoiler, film deneyimini daha keyifli hale getirebilir. 

The Last Jedi filmine dönecek olursak…

Yaklaşık 152 dakika boyunca Rey, Ren, Luke, Leia, Chewbacca, Poe, Finn ve Snoke karakterlerinin yanı sıra YODA’nın da dahil olduğu heyecan dolu bir filmle karşımıza çıkan The Last Jedi, her ne kadar cheesy görünen yanları olsa da tıpkı Chrispoher Nolan’ın yönettiği The Dark Knight filmindeki gibi aydınlık ve karanlık taraflar arasındaki keskin çizgiyi daha da belirsizleştiriyor.  

Hem sagayı tümden değiştirecek gelişmelerin yaşandığı hem de fantastik filmler evreninde ilk defa karşımıza çıkan yeniliklerle dolu bir film var karşımızda.

Oscar Isaac’in canlandırdığı Poe karakterinin, karanlık tarafın çiçeği burnunda generali General Hux ile tabiri caizse, taşak geçtiği efsanevi bir savaş sahnesiyle başlayan film birçok yeni bilgiye ve yaklaşıma ev sahipliği yapıyor. 

Örneğin; filmde yer alan bazı yeniliklerden söz edecek olursak bu yeni filmle bir Jedi’ın uzay boşluğuna düştüğünde neler olacağını ilk defa görmüş olduk. 

Bu konuyu incelemenin ilerleyen dakikalarında yeniden işliyor olacağız. 

Filmde yer alan bir diğer inovasyon ise teknoloji alanında. Fantastik filmler evreninde ilk defa ışık hızında seyahat eden bir uzay gemisini takip edebilmeyi sağlayan yeni bir teknolojinin varlığını öğreniyoruz. 

Aslında bu teknoloji, 2013 yılında yayımlanan Star Trek Into The Darkness filminde benzer şekilde işlenmiş ve warp hızında giden USS Enterprise gemisinin 2.5 warp hızında giden başka bir gemiyle yakalanabileceğini izlemiştik.

Bu da bize J.J. Abrams’ın Star Wars serisine ne denli büyük bir katkıda bulunduğunu gösteriyor. 

Umuyoruz bir gün Abrams’ın bu hayali, Geleceğe Dönüş filmindeki efsanevi uçan kaykayın üretildiği gibi gerçeğe dönüşür ve biz de artık ışık hızında seyahat edebiliriz. 

Serinin yedinci film Force Awakens’ın yaratıcılarından olan J.J. Abrams, her ne kadar The Last Jedi filmine yönetmenlik yapmamış olsa da Star Trek için topladığı bilgileriyle kendini bu filmde de hissettirmiş. 

Çok benzer başka bir durumsa; Abrams’ın bir diğer yapımı olan Lost dizisindeki kayıp adanın, Luke’un bir süredir inzivaya çekildiği o meşhur adaya benzemesi.

J.J. Abrams, Jedi tapınaklarının ve kadim Jedi öğretilerini içeren yazmaların yer aldığı bu adayı, gücün aydınlık ve karanlık tarafını dengede tutan canlı bir varlık olarak kurguluyor diyebiliriz. 

Filmde yer alan diğer yeniliklerden bahsedecek olursak; Force Awakens ile hayatımıza giren özel üretim ve türünün tek örneği şirin turuncu robotun yani BB8 isimli sevimli kahramanımızın karanlık taraftaki karşılığı olan BB9E modeliyle ilk defa tanışıyor olacağız. 

İlk filmde yarattığı bu robotu paketleyip satarak film endüstrisine ders olacak bir strateji geliştiren Disney, bu sefer o kadar da başarılı olamamış gibi görünüyor. 

Daha filmi bile vizyona girmeden satılmaya başlanan BB9E model robot oyuncağı, The Last Jedi filminde daha fazla görebilmiş olmayı dilerdik; ancak BB8 ve BB9E arasında geçecek epik bir dövüş sahnesi için biraz daha beklememiz gerekiyor. 

Ayrıca ilk gördüğümüz günden bu yana nasıl olup da kafasını top şeklindeki vücudunun üstünde tutabildiğine şaşırdığımız bu arkadaşın kafası kopunca ne yaptığını da yine bu yeni filmde görüyor olacağız. 

Galaksiler arası serüveni boyunca hikayelerini yeni canlı türleriyle sürekli zenginleştiren Star Wars, bu filmde de yepyeni yaratıkları ve kahramanları hayatımıza kazandırıyor olacak. 

Gözlerini para bürümüş bu yaratıcı film şirketinin sırf oyuncağını yapar satarız düşüncesiyle işin biraz bokunu çıkardığını da eklemek gerekir. 

Özellikle efsanelerin efsanesi Millenium Falcon’un fragmanda görülen penguenimsi yaratıkların istilasına uğraması sonucu kablolarının kemirilmesi, deri döşemelerinin yırtılması pek kabul edilebilir bir durum değil. 

Hazır gömü çalışmalarına hız vermişken belirtmek isterim: videonun bu noktasından itibaren heyecanıma yenik düşerek haddinden fazla spoiler verebilirim. 

Örneğin;

Gelelim Luke’a:

Luke kim yau? Hayır yani Luke kim? 

Binlerce yıllık Jedi inancının son temsilcisi olduğu için mi tüm bunlar. Çok mu yük var sırtında? 

Hayır, hiç alakası yok. Luke hep böyle basiretsizdi zaten.  

Yok efendim tek başına bir kara deliği bile yerinden oynatabilecek güce sahipmiş de bilmem neymiş. 

Abartmayalım arkadaşlar, bu adamın babasını tanıyoruz biz.  

Bunun babası -Anakin Skywalker, nam-ı diğer Darth Vader- 8 yaşındayken yaşı geçtiği için Jedi eğitimine kabul edilmemişti. 

Şimdi tutmuş bu adama, 30’larına merdiven dayamışken Yoda’dan aldığı bi’ kaç hızlandırılmış Jedi kursu sertifikasına bakıp master unvanı veriyoruz. 

Eminim şu an Mace Windu mezarında ters dönmüştür. 

The Last Jedi filminde iyiden iyiye master kesilen bu abimizin babasından yadigar ışın kılıcını elinin tersiyle uçuruma atması, mazlumların yardım çığlıklarına kulak asmaması, Jedi alemini biticem uleeeen edasıyla takılması yetmiyormuş gibi; Rey’e verdiği eğitim sırasında gücü tanımlarken sergilediği yüzeysel yaklaşımı, filmin sonlarına doğru sırf puan toplamak için ansızın çıkagelişi, C3Po ile karşılaştığı sahnedeki artist artist göz kırpışı, hele ki Kylo Ren’in emrindeki ATAT’lerin lazer bombardımanına maruz kaldıktan sonraki acımadı kii tarzında omuz silkişi; Luke’un karakteri hakkında bize yeterince şey söylüyor zaten.

Ayrıca, pek saygıdeğer kişiliği ve gönüllere taht kuran efendiliğiyle unutulmaz bir yere sahip olan Obi-Wan Kenobi ve hatta Yoda gibi filmin sonunda güce karışıp yok olması, tam bir fiyasko. 

Bu noktada şunu söylemeden edemeyeceğim: biz sana Jedi olamazsın demedik Luke, adam olamazsın dedik. 

Neyse, gelelim Leia Organa’ya… 

Prenseslerin prensesi Carrie Fisher, bu filmde de tüm zarafetiyle arzıendam eyliyor. 

Galaksinin dört bir yanında hüküm süren karanlığın içinde bir umut ışığı olan Leia, bu filmde de yine son ana kadar adaletin fenerini elinde tutuyor. 

Gönül isterdi ki 40 yıldır süregelen bu hikayede onu daha fazla görebilelim; ancak ne yazık ki bu artık mümkün değil.

Bu vesileyle 2016 yılında aramızdan ayrılan Carrie Fisher’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz. 

Gelelim filmin en fazla tartışma yaratan bölümlerinden bir diğerine. 

Prenses Leia’nın içinde bulunduğu uzay gemisinin vurulması sonucu korunmasız bir biçimde uzay boşluğuna düşmesi, oksijensiz ve son derece düşük basınçlı bir ortamda hayatta kalabilmesi oldukça fazla tartışmaya neden oldu.

Ancak kendisinin bir Skywalker olduğunu, Luke’un ikiz kardeşi, Darth Vader’ın kızı ve Kylo Ren’in annesi olduğunu da hatırlamakta fayda var. 

Her ne kadar Jedi eğitimi almış olmasa da kendisi gücün yoğun olarak hissedildiği bir karakter. 

Boşlukta nefes almadan ve gözlerinden kan fışkırmadan nasıl hayatta kalabildiğini damarlarındaki asil kanda mevcut olan midi-kloryanlar sayesinde açıklamak mümkün. 

Ayrıca uçarak gemiye dönmesini de garipsememek gerek. Bu durum, tıpkı Rey’in ışın kılıcını kendine çekmesine benzetilebilir. Leia’da aynı şekilde gemiyi kendisine doğru çeker ve ölmekten kurtulur. 

Her şeye rağmen, yine de… Prenses Leia’nın Amiral Holdo ile vedalaştığı sahneyi gömmeden geçemeyeceğim. 

Ana geminin tahliye edildiği esnada, tam gemiden ayrılırken birbirlerine romantik bakışlar atıp aynı anda may the force be with you demeleri onların suçu değil. Burada tek suçlu var, o da Rian Johnson. 

Gelelim şu mor kafalı çıyana…

Genel Müdür Yardımcısı Amiral Holdo:

Filmin orta yerine damdan düşer gibi iniş yapan Holdo, Prenses Leia’nın komaya girmesi sonucu hak etmediği halde üstüne vazife kalan amirallik rütbesini kaldıramamış ve saçmalamıştır. 

Bir avuç kalan isyancı ordusunun güvenle tahliye edilmesine çalışıldığı esnada, en rütbeli subaylardan biri olan sevgili kardeşimiz Poe’ya köpek çekmesi, kritik önem taşıyan stratejik planlarını kimseyle paylaşmaması, sürekli bir sülün edasıyla ortamda boş boş dolaşması, ve sonunda Poe yönetime el koyduğundaysa bu durumu koşa koşa prensese yetiştirmesi, kendisinin de ne derece kalitesiz biri olduğunu gösteriyor. 

Gelelim Rey kardeşimize…

Force Awakens filmiyle ilk kez karşımıza çıkan bu öksüz kız, serinin ikinci filminde bizi pek de şaşırtmadı. 

Kendisinden yana bir beklentimiz olmadığı gibi kendisinden herhangi bir şüphemiz de yok. Eminim ki Rey, serinin devam filminde daha da önemli bir yere sahip olacak. 

Zerre eğitim almadan onca şeyi nasıl yapabiliyor olduğu hala büyük bir soru işareti olsa da henüz hikayesi tam olarak açıklığa kavuşmadığı için sabırlı olmakta fayda var. 

Ailesiyle henüz tanışma şerefine nail olamadığımız Rey’in aslında hiiiiiç önemi olmayan fakir bir ailenin çocuğu olduğunu hatta içki parası uğruna satıldığını duyduk. 

Ne kadar doğrudur bilinmez; ancak bunları söyleyen kişi Kylo Ren olunca dikkate almadan edemiyoruz elbette. 

Gelelim Kylo Ren’e

Rey’in ezeli rakibi gibi görünse de aslında içinde oldukça fazla iyilik barındıran Kylo Ren, bu filmde de duygularını saklamakta oldukça başarılı. 

Kimileri tarafından ağır eleştirilere maruz kalan Ren karakteri, çocukça hareketlerinden ötürü sevilmese de fevri davranışları yüzünden kendisine kız verilmese de şimdiden iki filme birden damgasını vurmuş durumda.  

Bu başarıda aslan payını, karakteri canlandıran Adam Driver’a verirsek haksızlık etmiş olmayız.

Karakterin orijinalde nasıl yazıldığını bilemeyiz elbette; ancak Adam Driver’ın usta oyunculuğu sayesinde Kylo Ren’in tüm duygularını içimizde hissedebildik. 

Şunu da belirtmek gerekir ki Kylo Ren’in böyle bir karaktere sahip olmasının sebebi ne kendisi ne babası ne de annesi. Bu işin tek bir sorumlusu var:

O da Luke Skywalker! 

İçindeki karanlığı genç yaşta fark edip onu öldürmeye çalışan Luke, Ren’in özgüveni ve Jedi inancına olan bağlılığını sarsarak onu karanlık tarafa daha fazla yaklaştırıyor. 

Her ne kadar Snoke karakterinin biletini kesen kişi olsa da dedesinden gelen galaksilere hükmetme isteğini yine Skywalker körüklüyor. 

Madem konusu açıldı, gelelim Snoke karakterine…

Snoke:

Üçlemenin baş kötüsü gibi görünen Snoke karakterinin kim olduğu, kim tarafından genel başkanlığa getirildiği, o koca koca gemileri yaptıracak finansmanı nereden bulduğu bilinmez. 

Kibri yüzünden kendi sonunu hazırlayan Snoke, bu filmle beraber ardında birçok soru işareti bırakarak gücün rahmetine kavuşuyor. 

Filmin orta yerinde böylesine büyük ve güçlü bir karakterin ölmesi, kimileri tarafından saçma bulunmuş olsa da Snoke’un ne kadar da süper bi’ şekilde zihin okuyabildiği hakkında atıp tuttuğu esnada Ren tarafından ikiye bölünmek suretiyle öldürülmüş olması, tam da Sith Lordlara yaraşır cinsten bir olay. 

The Phantom Menace filminde Obi-Wan Kenobi tarafından ikiye bölünerek öldüğünü düşündüğümüz Darth Maul karakterinin, Clone Wars DVD serisinde bir cyborg olarak geri döndüğünü de hatırlamakta fayda var. 

Yani Snoke için henüz her şey bitmiş sayılmaz.  

Videonun sonuna yaklaşırken… 

Evet.. 

Videonun sonuna yaklaşırken filmin unutulmaz noktalarından birkaçının daha üstünden geçelim. 

Unutulmaz derken sadece beğenilen yerleri değil, komik derecede başarısız yerleri de kastediyorum elbette. 

Örneğin; filmin bazı sahnelerinde yaratılmaya çalışılan doğal ortamların hiç doğal görünmüyor olması gerçekten çok şaşırtıcıydı. 

Özellikle gündüz ışığı gerektiren sahnelerdeki gerçeklikten uzak, çiğ görüntüler, bu kadar büyük bütçeli bir filme yakışmayacak cinstendi. 

Yine de maket kullanılarak yapılan sahnelerde muazzam bir başarı sergiledikleri aşikar.  

Son filmde yer alan penguenimsi canlılar, kristalden yapılmış kurtlar ve adayı çekip çeviren teyze kılıklı yaratıklar da çok başarılıydı. 

Hepsi iyi güzel hoş ama…

Luke’un memelerinden yeşil bir süt sağıp içtiği yaratıklar nedir yahu… 

Ne gerek vardı? Bunu bize neden yaptınız? 

Neyse. Filmin sinirlerinizi hoplatacak cinsten başka sahneleri de vardı elbette.

Mesela Finn ve Rose arasında ansızın gerçekleşen duygusal yakınlaşma ve savaşın ortasında kondurulan o manasız öpücük, gerçekten yersiz ve saçma bir detaydı. 

Buna ek olarak, filmin ilk yarısında görüntüye giren bir uzay gemisinin tıpkı bir ütüye benziyor oluşu tüm salonda şaşkınlık yaratmış; hemen ardından onun bir uzay gemisi değil de gerçekten bir ütü olduğunu anlamıştık.

Bu sahneyle ters köşe yaptığını zanneden sevgili Rian Johnson! Komik değilsin! 

Hadi tamam, biraz komik olabilirsin.

Filmin açık ara en güzel sahnesiyse, Snoke’un ölümünün ardından cereyan eden dövüş sahneleriydi elbette. 

Kırmızı giyen elit korumaların karşısında Kylo Ren ve Rey’in yaptığı sırt sırta dövüş gerçekten görülmeye değer ve heyecan doluydu. 

Dövüşün hemen ardından birbirini kesmek için aynı ışın kılıcına davranan Ren ve Rey arasındaki çekişme, gücün karanlık ve aydınlık tarafı arasında bir denge durumuna dönüşmüş ve ışın kılıcı ikiye bölünmüştü. 

Luke’un, Kylo Ren’e söylediği “savaş yeni başlıyor” sözünü de hatırlayacak olursak bu durum Yüzüklerin Efendisi üçlemesini başlatan “kırık kılıç” efsanesine yapılan bir gönderme niteliği taşıyor. 

İlk defa The Last Jedi filminde, güç kullanıcısı iki kişinin kendi arasında kablosuz bağlantı kurabildiğini de görmüş olduk. 

Bu bağlantıyla Ren ve Rey, aralarında fersah fersah mesafe olmasına rağmen Facetime yapabilir hale geldiler. 

Bu öylesine UltraHD bir bağlantıydı ki bir ara ansızın Ren’e bağlanan Rey, onu üstsüz yakaladığı için üzerine bir şeyler giymesini bile istemek zorunda kalmıştı.  

Benzer şekilde Luke da bütün film boyunca çizdiği karizmasını kurtarmak için aynı tekniğe başvurmuş ve Kylo Ren’in tuz gölü baskınına Periscope yayınıyla katılmıştı.

Son olarak, Star Wars The Last Jedi filmi sayesinde ışık hızında giden bir geminin başka bir gemiye çarptığında neler olacağını da görebilme şansı yakaldık. 

Gerçekten etkileyici bir görsel şölen yaratan bu tasvir için Rian Johnson’a teşekkürler!

Yoksa J.J. Abrams mı demeliydim? 

Hmm.. 

 

Bonus 

Bonus seven sevgili izleyiciler için son bir ekleme daha yapmak istiyorum. 

Pek saygıdeğer sinemasever arkadaşlarım, lütfen çakallık yapıp “filmin başında 25 dakika reklam mı izlenir” diyerek salona geç girmeyin.  

Reklam iyidir, reklamı sevin. O süre boyunca hem televizyonlarda göremeyeceğiniz birçok reklam ve fragmanı izleyebilir hem de zifiri karanlıkta yerinizi bulmaya çalışırken başkalarına engel olup bedavadan küfür yemeyebilirsiniz.

Bu incelemenin de sonuna geldik. 

Bizi takip ettiğiniz için teşekkürler.

Güç sizinle olsun. 

2
like
0
love
0
haha
0
wow
0
sad
3
angry

+ Henüz yorum yapılmamış

Yorum yap