Teknoloji Transferi: Üniversite ve Sanayii Arasındaki Köprü

Teknoloji Transferi: Üniversite ve Sanayii Arasındaki Köprü


Bilim adamı ya da akademisyen denince aklımıza ilk olarak ne gelir? Kendini okula, okulda da ilgili laboratuvara kapatmış asosyal, dört göz, silik bireyler? Özel sektör yerine “okulda kalmayı” seçip yaz aylarında güya aylaklık eden rahat insanlar? Dersinden çıkmak için saliseleri saydığınız, bildiğini anlatmakta yetersiz profesörler? Ya da dünyanın belirli köşelerindeki çok gizli binalarda, kırk farklı kimlik taraması sonucu ofislerine ulaşabilen yarı gerçek yarı hayali bilim adamları ve hizmet verdikleri büyük şirketler? Bütün üretimlerini Çin’de gerçekleştirseler de AR-GE çalışmalarını büyük bir gizlilikle yürüten, dış dünyaya tamamen kapalı bir ortamda teknoloji geliştiren dünya devi firmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Endüstriyel sinemanın beynimize kazıdığı “stereotype” karakterlerden biri de; art niyetli, şeytani ve deli bilim adamlarıdır. İdealleri peşinden koşan, dahi ve konusunda uzman akademisyen; buluşu ya da çalışmaları toplum ve sanayi tarafından kabul görmeyince kafayı çizer ve dünyanın canına okumaya ant içer. Karşısında, yine kendisi gibi karikatürize edilmiş bir kaslı kahraman bulur ve olaylar gelişir. Holywood’un bizleri bilimden neden soğutmaya çalıştığı başka bir yazının konusu olsun elbette ve biz gözlerimizi gerçek dünyaya çevirelim.

Her yıl ülkemizde ve dünyada, üniversitelerde geliştirilen akademik çalışma ve projeler bize, içinde yaşadığımız evrenin sonsuzluğunda sonsuz olasılıkta fırsatlar tanıyor. Kendi alanındaki uzmanlığının ötesinde, bağlı olduğu dalda ortaya yeni bir şeyler koymaya çalışan, tarihe adını kazımak için mücadele veren bilim adamları, insanlığı her alanda geleceğe taşımak ve üzerinde döndükleri kürenin dışına çıkarabilmek için her gün uğraş veriyorlar. Peki bu uğraş nasıl somutlaşıyor? Geleceğe dokunabilmenin yolu nereden geçiyor?

Bu soruların cevabı ise teknoloji transferinde gizli. Devlet-sanayi-üniversite üçlüsü arasında hareket eden teknoloji; buluşlara, ürünlere, son kullanıcıya hizmet eden servislere dönüşüyor. Hepimiz, teknoloji transferi arayüzlerinden teknokentlere kadar tüm kavramlara Silikon Vadisi sayesinde aşinayız. Teknoloji geliştirmek için yol alan girişimler, devlet desteğiyle üniversitelerin bünyesinde büyüyüp gelişmektedir.

1980’lerin başında Amerika’da yeşeren farklı bir arayüz ise; akademisyenler ile sanayi arasındaki teknoloji transferini amaçlıyor ve esas alıyordu. Yazımızın başında ele aldığımız, özel sektör yerine akademik kariyeri seçmiş bilim adamlarının geliştirdikleri projeleri; sektörün ve dünyanın ihtiyaçları doğrultusunda düzenlemek, projelerinin patent alımını sağlamak ve özel sektörü inovasyon hakkında bilgilendirmek amacıyla ortaya çıkan Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO’lar), günümüzde ülkemizde de örneklerine rastlayabileceğimiz bir oluşumdur.

TTO’lar; akademik bilgiyi sanayinin ve toplumun ihtiyaçlarına doğru yönlendiren, doğaları gereği üniversitelerin teknoparkları içerisinde kurulan yapılardır. Bundan ayrı olarak bağımsız yapıda ya da bağlı ortaklıkla da vücut bulabilirler. Her TTO, birbirinden farklı şekilde çalışmaya, teknoloji transferine farklı yollarla katkı yapmaya çalışsa da ortak amaçları şu şekilde sıralanabilir:

– iş dünyasında geliştirilen akademik projeler hakkında farkındalık yaratmak
– özel sektör ile akademisyenleri birçok farklı şekilde buluşturmak ve çözüm ortaklıkları geliştirmek
– akademisyenleri, devlet desteği hakkında bilgilendirmek
– geliştirilen proje ve ürünlerin patent alımını sağlamak, projelerin bu şekilde korunarak hayata geçirilmesine yardımcı olmak
– akademisyen ve öğrencilerin girişimlerde bulunmasına destek olmaktır.

Görüldüğü üzere, kişisel girişimlerden çok akademik çalışmaların somutlaşması, buluşlara ve son ürünün iyileştirilmesine dayalı gelişmelere yol açmaya dayalı bir teknoloji transferinden bahsediyoruz. TTO’ların da asıl amacı bir yerde, birbirine düşman olarak gösterilen bu iki tarafın, yani akademisyenlerle özel sektörün arasında bir köprü olmak, iki tarafın çıkarlarını da gözeterek sarmalın üç tarafına da fayda sağlamaktır.

TTO’ların ülkemizdeki ilk örneği 2006 yılında Sabancı Üniversitesi altında faaliyetlerine başlayan INOVENT’tir ve günümüzde Türkiye’deki TTO’ların sayısı yirmiyi aşkındır. Bu sayının giderek artması, her üniversitenin kendisine bağlı bir TTO’ya sahip olacağının öngörüsüdür. Bu sayede teknolojiyi ithal etmek ya da kopyalamak yerine yanı başında bulunan akademik güçten beslenen özel sektör; ihtiyacı olan yeni teknolojiyi kullanarak kendisine değer katmakta, projesi hayata geçen akademisyen de ülkesine ve dünyaya faydalı olurken tarihe adını yazdırmaktadır.

TÜBİTAK’ın 1513 no’lu çağrısı ile, her yıl 10 farklı Teknoloji Transfer Ofisi, 1 yıllık devlet desteği almaktadır. Bir yılın sonunda faaliyetleri yine devlet tarafından denetlenen kurumlar, sanayi-teknoloji ve devlete sağladıkları destek üzerinden değerlenledirilmektedirler. Önümüzdeki yıllarda giderek artması planlanan maddi destek ve toplumsal farkındalıkla birlikte TTO’ların ülkemize ve dünyaya büyük katkılar sağlayacağını düşünmekteyiz.

Geçtiğimiz yıl 1513 çağrısı ile aldığı 1 yılık TÜBİTAK desteği ile çalışmalarına devam eden İTÜNOVA TTO, Bimilim’in görsel ve web tabanlı tasarım çalışmalarını yürüttüğü kuruluşlardan biri. Web site tasarımından kurumsal kimlik çalışmalarına, farkındalık çalışmalarından promosyon ürünlerine kadar uzanan bu yolculuğu görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

1
like
2
love
1
haha
0
wow
1
sad
0
angry